Quantum Information Technologies Journal’ın 2026 cilt 2 sayısında (s. 61-74) yayımlanan makale, NATO Siber ve Dijital Dönüşümden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcı Vekili James Appathurai ile Dijital Strateji ve Politika Görevlisi Kaan Şahin tarafından hazırlanmıştır.
Çalışmanın temel tespiti, kuantum teknolojilerinin bilimsel araştırma aşamasından ticarileşme ve stratejik rekabet alanına hızla geçmekte olduğudur. 2025 yılında kuantum bilgi işlem şirketlerinin 1 milyar ABD dolarını aşan gelir elde ettiği, kuantum algılama alanının ise araştırma laboratuvarlarından ticari pazarlara geçiş sürecine girdiği belirtilmektedir. Kuantum bilgi işlemin ekonomik potansiyeli 2035 yılı itibarıyla 1,3-2,7 trilyon ABD doları aralığında öngörülmektedir.
Makalede, kuantum algılama teknolojilerinin güncel harekât ortamıyla doğrudan ilişkisi vurgulanmaktadır. Küresel Seyrüsefer Uydu Sistemlerine (GNSS) yönelik karıştırma ve aldatma faaliyetlerinin modern çatışmalarda yaygın bir elektronik harp aracı hâline geldiği, bu durumun seyrüsefer, hedefleme ve durumsal farkındalığı olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Kuantum algılamanın, konum, seyrüsefer ve zamanlama (PNT) alanında GNSS’ten bağımsız dayanıklı alternatifler sunabileceği değerlendirilmektedir. Yeraltı ve su altı cisimlerinin tespiti, istihbarat-gözetleme-keşif faaliyetlerinin güçlendirilmesi, optik atom saatleri aracılığıyla hassas zamanlama ve denizaltılar için GNSS’ten bağımsız seyrüsefer, öne çıkan askerî uygulama alanları arasında sayılmaktadır.
Tehdit boyutunda ise mevcut açık anahtarlı şifreleme sistemlerinin kriptografik açıdan yeterli kapasitedeki kuantum bilgisayarlar karşısındaki kırılganlığı ele alınmaktadır. Almanya Federal Bilgi Güvenliği Dairesi (BSI), böyle bir kabiliyetin 2036 civarında ortaya çıkabileceğini öngörmektedir. Bugün toplanan şifreli verilerin gelecekte çözülebilir hâle gelebileceği riskine dikkat çekilerek, kuantum dirençli kriptografi standartlarına geçişin hızlandırılması gerektiği belirtilmektedir.
Rekabet ortamına ilişkin bölümde Çin Halk Cumhuriyeti başlıca stratejik rakip olarak konumlandırılmaktadır. Çin’in kuantum araştırma ve geliştirme alanına yaklaşık 15,3 milyar ABD doları tutarında kamu yatırımı yaptığı ve küresel kuantum patentlerinin yaklaşık yüzde 54'ünü elinde bulundurduğu aktarılmaktadır. Pekin-Şanghay arasındaki kuantum anahtar dağıtımı omurgası ile Micius kuantum haberleşme uydusu, bu kapsamda örnek gösterilmektedir.
Makalenin merkezî argümanı, NATO’nun iki eksenli bir yaklaşım izlemesi gerektiğidir: İttifak genelinde kuantum inovasyonunun, deneyselleştirmenin ve harekât düzeyinde benimsemenin teşvik edilmesi ile teknolojik üstünlüğün, tedarik zincirlerinin ve kritik altyapının kuantum kaynaklı tehditlere karşı korunması. NATO’nun 2023 tarihli Kuantum Stratejisi ile “kuantuma hazır” bir İttifak olma hedefini benimsediği, 2026 yılında ise bu hedeflerin hayata geçirilmesine yönelik bir Kuantum Teknolojisi Yol Haritası üzerinde mutabakata varıldığı belirtilmektedir. Yol Haritası; kullanım senaryolarının belirlenmesi, kuantum destekli çözümlerin test edilmesi ve benimsenmesi, standardizasyon ve birlikte çalışabilirlik, kuantum kaynaklı risklere karşı korunma ile kuantum eğitimi ve öğretimi olmak üzere beş sütun üzerine kurgulanmıştır.
Uygulama mekanizmaları arasında, 2024 yılında kurulan ve Müttefikler arasında uzmanlık paylaşımı ile teknik bilgi alışverişini esnek bir çerçevede yürüten Transatlantik Kuantum Topluluğu (TQC) öne çıkmaktadır. Danimarka öncülüğünde başlatılan TQC Sanayi Ağı’na bugüne kadar 20 ülkeden 270'in üzerinde üyenin katıldığı aktarılmaktadır. Kuzey Atlantik Savunma İnovasyon Hızlandırıcısı (DIANA) çift kullanımlı kuantum teknolojilerinin olgunlaştırılmasına katkı sağlarken, 24 Müttefik tarafından desteklenen 1 milyar avro büyüklüğündeki NATO İnovasyon Fonu’nun kuantum algılama alanındaki girişimlere yatırım yaptığı belirtilmektedir.
Türkiye açısından öne çıkan husus, makalede ulusal kuantum kabiliyetlerini geliştiren Müttefikler arasında doğrudan anılmasıdır. Çalışmada Türkiye’nin TÜBİTAK ve ASELSAN öncülüğündeki girişimler aracılığıyla ulusal kuantum kabiliyetlerini geliştirdiği ifade edilmektedir.
Sonuç bölümünde, bugün 30'un üzerinde ülkenin ulusal kuantum stratejisi benimsediği ve bunların yaklaşık üçte ikisinin NATO Müttefiki olduğu belirtilmektedir. Yazarlar, stratejik üstünlüğün yalnızca ulusal stratejilerin varlığı veya teknolojik atılımlarla değil, inovasyonun güvenli, dayanıklı ve harekât açısından anlamlı kabiliyetlere dönüştürülebilmesiyle belirleneceğini değerlendirmektedir. Bu kapsamda; yenilikçiler ile askerî son kullanıcıların buluşturulması, kuantum teknolojilerinin askerî kabiliyetlere entegrasyonu, rakiplerin kabiliyet düzeyinin açık kaynak istihbaratı yoluyla izlenmesi, yapay zekâ ve yeni nesil haberleşme ağları gibi gelişen teknolojilerle yakınsamanın sağlanması ve kuantum bilgi işlem altyapısına güvenli erişim imkânlarının geliştirilmesi öncelikli başlıklar olarak sıralanmaktadır. riverpublishers